Kapsamlı gezi rehberi: Hırvatistan — gezi rehberi ve gezilecek yerler
Kısaca
Trogir Hırvatistan kıyılarında, UNESCO korumasındaki küçük bir adacığa kurulmuş, yürüyerek kolayca gezilebilen tarihi bir şehir. Split Havalimanı’na yalnızca beş kilometre uzaklıkta olduğu için tatilin ilk veya son günü uğramak için ideal. Başlıca önerilerimiz arasında Radovan’ın taçkapısıyla ünlü Aziz Laurentius Katedrali, 47 metre yüksekliğindeki çan kulesine çıkmak ve Venediklilerin inşa ettiği Kamerlengo Kalesi var. Tarihi yerleri gezmek için iki-üç saat yeterli. Denize girmek için komşu Čiovo Adası’ndaki Okrug Gornji Plajı’na gidebilir, buradan Drvenik Veli Adası yakınındaki Mavi Lagün’e tekne turuna katılabilirsiniz. Ziyaret için en güzel aylar, turistlerin daha az ve konaklama fiyatlarının daha uygun olduğu mayıs, haziran ve eylül. Havalimanından merkeze 37 numaralı otobüsle ulaşabilirsiniz; araçların köprüden önce, ana kara tarafına park edilmesi gerekiyor.Tarihi kimliğini ve özgün dokusunu koruyan, tam hayalinizdeki Hırvatistan kasabasını arıyorsanız Trogir Hırvatistan gezinizde sizi ilk bakışta büyüleyecek. Bu küçücük tarihi merkez, hem ana karaya hem de komşu adaya köprülerle bağlanan bir adacık üzerinde kurulu. Merkezin tamamının UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde olması hiç de şaşırtıcı değil.
Şehrin en büyük avantajlarından biri, Split Uluslararası Havalimanı’na yalnızca beş kilometre uzaklıkta olması. Bu yüzden uçaktan indikten sonraki ilk gününüzde ya da eve dönmeden önceki son tatil öğleden sonrasında uğramak için mükemmel bir durak.
Ziyaretinizden en iyi şekilde yararlanmanız için tarihi yerler ve çevre gezileri için 12 somut öneri içeren ayrıntılı bir rehber hazırladık. Ulaşım ve planlama konusunda da yol göstereceğiz; aracınızı nereye park edebileceğinizi ve gün içinde çevredeki pek çok yerden akın eden turist kalabalığından nasıl kaçınabileceğinizi öğreneceksiniz.

Yazının tamamını okumaya vakti olmayanlar için özet
- Ulaşım ve otopark: Havalimanından veya Split’ten 37 numaralı yerel otobüsle kolayca ulaşabilirsiniz. Arabayla geliyorsanız yalnızca köprüden önceki ana kara tarafına park edin; tarihi merkeze araçla giriş yasak.
- Başlıca tarihi yerler: Ünlü Radovan taçkapısına sahip görkemli Aziz Laurentius Katedrali’ni ve sahil yürüyüş yolunun sonundaki Venedik yapısı Kamerlengo Kalesi’ni mutlaka görün.
- Ne zaman gelmeli? Şehrin havası sabah erken saatlerde ya da Split’ten gelen büyük tur gruplarının ayrılıp sokakların sakinleştiği akşamüstünde çok daha keyifli.
- Deniz ve plajlar: Tarihi merkezin içinde denize giremezsiniz. Ancak köprüden Čiovo Adası’na geçmeniz yeterli; sevilen Okrug Gornji Plajı sizi bekliyor.
- Tekne turları: Trogir, Drvenik Veli Adası yakınındaki Mavi Lagün’e düzenlenen popüler şnorkelle yüzme turları için harika bir başlangıç noktası.
- Gezi süresi: Yalnızca tarihi yerleri gezmek için iki-üç saat yeterli. Öğle yemeği ve deniz keyfini de eklerseniz burada rahatlıkla harika bir tam gün geçirebilirsiniz.

Trogir’e ne zaman gidilir?
Şehrin en keyifli hâlini görmek ve bunaltıcı sıcaktan kaçınmak istiyorsanız ziyaret için en iyi aylar mayıs, haziran ve eylül. Bu dönemde yaz havası kendini göstermeye başlamış ya da henüz bitmemiş oluyor; deniz genellikle yüzmek için yeterince ılık ve eski şehrin sokaklarında sürekli gölge aramadan dolaşabiliyorsunuz. Yüksek sezonun başına ve sonuna denk gelen bu aylarda konaklama fiyatları da çok daha uygun. Üstelik plajlarda kendinize rahatça yer bulabiliyorsunuz.
Yazın en yoğun dönemi olan temmuz ve ağustosta sıcaklıkların sık sık 30 °C’nin oldukça üzerine çıktığını ve taş binalarla çevrili şehrin iyice ısındığını hesaba katın. Bu aylarda ayrıca 10.00-15.00 arasında komşu Split’ten günübirlik ziyaretçiler ve tur grupları akın ediyor; dar sokaklar gerçekten çok kalabalık oluyor. Bu nedenle en ünlü tarihi yerleri gezmeye, şehrin henüz uyandığı sabah 08.00’de başlamanızı öneririz. Böylece en güzel manzaraların tadını kalabalık olmadan çıkarabilirsiniz.
Hangi ay gelirseniz gelin, Trogir’in en büyüleyici zamanı akşamüstü ve hava karardıktan sonrası. Gün batımında yüzyıllık taş döşemeler altın rengine bürünüyor, sahil yürüyüş yolundaki uzun palmiyelerin altında restoranların ışıkları yanıyor. Kalabalığa karışmadan Dalmaçya’nın romantik atmosferini doyasıya yaşayabiliyorsunuz. Çünkü günübirlik ziyaretçilerin çoğu o saatte çoktan ana karadaki otellerine dönmüş oluyor. Elinizde nefis bir İtalyan dondurmasıyla sahilde akşam yürüyüşüne çıkıp marinada demirleyen lüks yatları seyretmek, Hırvatistan’da yaz tatilinin sunabileceği en güzel deneyimlerden biri.

Trogir’de nerede kalınır?
💡 Konaklama ve deneyim önerisi: Konaklama ararken genellikle Booking.com‘u tercih ediyoruz; iptal koşulları çoğunlukla daha avantajlı oluyor. Bilet, tur ve aktiviteleri karşılaştırıp satın almak için de GetYourGuide‘a bakmanızı öneririz.
Konaklama seçiminiz, öncelikle akşamları şehrin tam kalbinde romantik bir atmosfer mi, yoksa sessizlik ve plajlara yakınlık mı aradığınıza bağlı. Adacık üzerindeki tarihi merkezde, özgün taş evlerde hizmet veren çok güzel butik oteller var. Ancak bu bölgeye araçla ulaşamayacağınızı, barlar ve restoranlar nedeniyle akşamların da oldukça hareketli geçtiğini unutmayın.
Geçmiş zamanların zarafetini yaşamak istiyor ve biraz daha yüksek fiyatları sorun etmiyorsanız Boutique Hotel Monika harika bir seçenek. Tarihi sokakların tam ortasındaki otel, nefis kahvaltıları ve güzel terasıyla öne çıkıyor. Merkezdeki bir diğer sevilen adres ise geleneksel Hotel Tragos. Özenle restore edilmiş 18. yüzyıldan kalma barok bir sarayda hizmet veren bu otelden bütün tarihi yerlere birkaç adımda ulaşabiliyorsunuz. Şehrin kalbinde konaklamak, Hırvatistan’daki ilk veya son geceniz için çok uygun; buradan Split Uluslararası Havalimanı’na arabayla ya da otobüsle yalnızca on dakikada gidebilirsiniz.
Çocuklu ailelere ve önceliği deniz keyfi yaparken bütçesini de korumak olan gezginlere komşu Čiovo Adası’nda konaklama aramalarını öneririz. Özellikle Okrug Gornji ve Slatine’de uygun fiyatlı çok sayıda apart ve küçük pansiyon bulabilirsiniz. Plaj ile tarihi merkeze kolay ulaşım arasında güzel bir denge arıyorsanız ana karadaki daha sakin Seget Donji bölgesi de iyi bir seçenek. Örneğin burada, ana karada köprüye kısa mesafede bulunan, tasarımıyla dikkat çeken harika Brown Beach House var; deniz manzaralı ikonik havuzu gerçekten çok etkileyici. Konaklamanızı Booking.com üzerinden erkenden ayırtmanızı öneririz. Bu çok sevilen bölgedeki odalar yaz aylarında hızla doluyor ve son dakikaya kaldığınızda genellikle yalnızca en pahalı seçenekler bulunabiliyor.

Trogir Hırvatistan: 12 gezi önerisi
Gelin, bu kendine özgü Dalmaçya şehrinin en ilgi çekici yerlerine birlikte bakalım. Tarihi merkez o kadar küçük ki tamamını yürüyerek rahatlıkla gezebilirsiniz. Antik Yunan döneminden beri korunan düzenli sokak ağı sayesinde yönünüzü bulmak da oldukça kolay.

1. Aziz Laurentius Katedrali ve Radovan taçkapısı
Şehrin en önemli yapısı kuşkusuz, yerel halkın Sveti Lovre dediği görkemli Aziz Laurentius Katedrali. Yıkılmış bir antik tapınağın temelleri üzerine inşa edilen katedralin yapımı, 13. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar tam 370 yıl sürmüş. Bu uzun inşa süreci sayesinde Romanesk, gotik ve Rönesans üsluplarının büyüleyici birlikteliğini görebilirsiniz. Farklı dönemlerin izleri uyum içinde birleşerek etkileyici bir mimari bütün oluşturuyor.
Asıl sanat şaheseri, ana girişteki 1240 tarihli Radovan taçkapısı. Bu eser, Orta Avrupa’nın en önemli Romanesk heykel çalışmalarından biri kabul ediliyor. Usta Radovan, aslanların üzerinde duran Adem ve Havva başta olmak üzere İncil’den sahneleri inanılmaz bir ayrıntıyla taşa işlemiş. Bunun yanında yılın aylarını ve her ayla ilişkilendirilen geleneksel tarım işlerini de tasvir etmiş.
Katedralin içinde, dönemin en iyi heykeltıraşlarının çalıştığı bir Rönesans şaheseri olan Trogirli Aziz İoannes Şapeli mutlaka dikkatinizi çekecek. Yakındaki, Andrija Aleši’nin eseri olan 15. yüzyıl vaftizhanesi de görülmeye değer. Katedralin standart giriş ücreti yaklaşık 5 euro, ancak biraz daha ödeyip 10 euroluk kombine bileti almanızı özellikle öneririz. Bu biletle vaftizhane ve çan kulesi dahil kompleksin bütün bölümlerine girebilirsiniz. Sezonda genellikle pazartesiden cumartesiye 08.00-18.00 arasında açık; pazar günleri ise ziyaretler 12.00’de başlıyor.
💡 İpucu: Taçkapının ayrıntılarını sakin bir ortamda ve gölgeler araya girmeden görmek için katedralin açıldığı saat olan 08.00’de gelin. Sabah güneşi yapıya en güzel açıdan vuruyor.

2. Nefes kesen manzarasıyla çan kulesine çıkış
Katedralin ayrılmaz parçası, 14.-16. yüzyıllar arasında inşa edilen 47 metre yüksekliğindeki çan kulesi. Şehrin çok uzaklardan bile görülebilen en belirgin simgesi bu kule. İlginç bir ayrıntı da başlangıçta katedralin iki kuleli tasarlanmış olması. Ancak maddi kaynakların yetersizliği ve tarih boyunca yaşanan çalkantılar nedeniyle yalnızca güneydeki kule tamamlanabilmiş. Bu da yapıya kendine özgü asimetrik görünümünü kazandırmış.
Yükseklik korkunuz yoksa ve biraz efor harcamaktan çekinmiyorsanız yaklaşık yüz basamak çıkarak bu tarihi kulenin tepesine ulaşmayı mutlaka deneyin. Önce taş, ardından metal merdivenlerden ilerleyen yol yer yer oldukça dar ve dik. Ancak ünlü Venedikli heykeltıraş Alessandro Vittoria’nın dört heykelinin altındaki üst seyir bölümüne ulaştığınızda bütün yorgunluğunuzu unutacaksınız.
Yukarıdan eski şehrin kırmızı çatılarını kapsayan eşsiz bir panoramik manzara açılıyor; berrak deniz kanalı, demirlemiş lüks yatlar ve karşıdaki yemyeşil Čiovo Adası da gözlerinizin önünde. Tarihi yapıların bu küçücük adacığa ne kadar ustalıkla yerleştirildiğini ve açık denizin aslında ne kadar yakın olduğunu en iyi bu kuşbakışı manzarada anlıyorsunuz.
💡 İpucu: Katedral ve çan kulesi için kombine bilet yaklaşık 10 euro. Merdivenler gerçekten çok dar, karşı yönden gelenlere yol vermek de zor. Bu nedenle mümkünse gezi teknelerinden gelen ziyaretçilerin en yoğun olduğu öğle saatlerinde kuleye çıkmayın.

3. Venedik yapısı Kamerlengo Kalesi
Sokakların labirentini takip ederek adanın en batı ucuna giderseniz bir zamanlar şehri denizden gelen beklenmedik saldırılara karşı koruyan heybetli taş yapıya ulaşırsınız. Kamerlengo Kalesi 15. yüzyıldan, daha kesin bir tarihle 1420 dolaylarından kalma. Güçlü Venedik Cumhuriyeti, Dalmaçya’nın tamamında uzun yıllar sürecek egemenliğini kurmasının hemen ardından bu kaleyi yaptırmış.
Surların içinde günümüze ulaşan geniş tarih sergileri ya da dönem mobilyaları bulunmasa da bu güçlü savunma yapısının üzerinde yürümek başlı başına etkileyici bir deneyim. Ana çokgen kulenin tepesinden sahil yürüyüş yolunun güzel manzarası açılıyor. Lüks gezi tekneleri ve küçük balıkçı kayıklarıyla dolu, fotoğraf çekmeye doyamayacağınız koyu kuşbakışı inceleyebilirsiniz. Bu tekneler şehrin kendine özgü denizci kimliğini tamamlıyor.
Sıcak yaz aylarında kalenin boş iç avlusu ayrıca harika bir açık hava kültür mekânına dönüşüyor. Burada düzenli olarak yerel grupların akşam konserleri, tiyatro gösterileri ve açık hava sineması gösterimleri düzenleniyor. Bu etkinlikler, yüzyıllık taş duvarlara bambaşka, son derece rahat bir akşam atmosferi katıyor.
💡 İpucu: Sezonda kaleye giriş yaklaşık 5 euro. Yürüyüş sırasında hemen yanındaki yuvarlak Aziz Markos Kulesi’ni de görebilirsiniz. Bir zamanlar surlarla kaleye bağlanan bu kule, kaleyle birlikte şehrin aşılması güç savunma hattını oluşturuyordu.

4. Büyüleyici Riva sahilinde yürüyüş
Şehrin kurulduğu adacığın güney kıyısı boyunca uzanan geniş sahil yürüyüş yolunun adı Riva. Deniz kanalını takip eden bu yol, şehrin sosyal hayatının kalbi sayılıyor. Onlarca uzun palmiyenin gölgelediği bu geniş bulvar, tarihi merkezin dar ve gölgeli sokaklarıyla çok hoş bir tezat oluşturuyor. Günün her saatinde burada o bildik, sakin Akdeniz havasını hissediyorsunuz.
Kıyı boyunca ağır ağır yürürken bir yanınızda kafelerin ve restoranların davetkâr yaz terasları, diğer yanınızda ise su üzerinde salınan türlü tekneler olacak. Karşı kıyıdaki ACI Marina Trogir de bölgenin önemli çekim noktalarından biri. Yaz sezonunda dünyanın dört bir yanından gelen lüks yatlar ve yelkenliler burada demirliyor; eski şehrin bin yıllık taş surlarıyla yan yana çok çarpıcı bir görüntü oluşturuyorlar.
Riva özellikle gün batımında canlanıyor. Yerel halk ve turistler, geleneksel akşam yürüyüşleri için buraya geliyor. Nefis bir dondurma alıp keyif yapmak için şehirde daha iyi bir yer yok. Banklardan birine oturun; sudaki hareketliliği ve ılık yaz akşamının tadını çıkaran birbirinden farklı insanları izleyin.
💡 İpucu: Sahilden düzenli olarak kalkan küçük deniz taksileri, düşük bir ücret karşılığında sizi komşu Čiovo Adası’nın sevilen plajlarına hızlı ve güvenilir biçimde götürüyor. Böylece yaz sıcağında park yeri aramak ya da köprüdeki trafik kuyruğunda beklemek zorunda kalmıyorsunuz.

5. Cipiko ailesinin sarayı ve Venedik gotiği
Katedralin ana girişinin tam karşısında, bir zamanlar Dalmaçya’nın en nüfuzlu soylu ailelerinden birine ait olan çok güzel bir tarihi yapı topluluğu var. Cipiko ailesinin Büyük ve Küçük Sarayı, 15. yüzyıl ortasının Venedik gotiği ve erken Rönesans mimarisinin ustalıkla işlenmiş örnekleri. Bu yapılar, şehrin ana meydanının ayrılmaz parçaları.
Cipiko ailesi son derece varlıklıymış ve evlerini süslemek için dönemlerinin en iyi sanatçılarını görevlendirmiş. Bunun en açık kanıtı, göz alıcı taş cephe. Özellikle zengin süslemeli, üç açıklıklı gotik pencereler dikkatinizi çekecek. Trifora adı verilen bu pencereler, şehirdeki başka birçok mimari başyapıtta da emeği bulunan ünlü mimar Nikola Firentinac’ın eseri.
Sarayın gösterişli iç mekânları ne yazık ki halka açık değil. Yine de dış cephesini görmek, tarihi merkez ziyaretinin en etkileyici anlarından biri. Sarayın özel avlusunda ilginç bir ahşap horoz heykeli de bulunuyor. Rivayete göre aile üyeleri bu heykeli, Osmanlı donanmasına karşı kazandıkları deniz savaşlarından birinden ganimet olarak getirmiş.
💡 İpucu: Sarayı karşıdaki Belediye Locası’nın kemerli bölümünden fotoğraflamayı deneyin. Bu açıdan, süslü pencerelerin en güzel mimari ayrıntılarını, kadraja giren turistler veya dikkat dağıtan başka unsurlar olmadan yakalayabilirsiniz.

6. Belediye Locası ve saat kulesi
Katedralin hemen yanında, Papa II. İoannes Paulus Meydanı’nda açık sütunlu cephesiyle dikkat çeken bir yapı var. Burası bir zamanlar bütün şehir halkının hayatında çok önemli bir işleve sahipti. 13.-15. yüzyıllardan kalma Belediye Locası, Orta Çağ’da mahkeme olarak kullanılıyordu. Önemli kanunlar burada halka duyuruluyor, büyük ticaret sözleşmeleri burada imzalanıyor ve kamusal anlaşmazlıklar burada çözülüyordu.
Locanın içine dikkatle baktığınızda arka duvarda güzel taş kabartmalar göreceksiniz. Bunların başında, şehrin uzun Venedik egemenliği döneminin simgesi olan Aziz Markos’un kanatlı aslanı geliyor. Burada Nikola Firentinac’ın ilginç Adalet heykelini de görebilirsiniz. Elinde sıkıca tuttuğu terazi, bu açık mekânın geçmişteki ciddi yargılama işlevini ziyaretçilere simgesel biçimde hatırlatıyor.
Locanın hemen yanında yükselen, fotoğraflarda çok güzel çıkan saat kulesi, eski Aziz Sebastian Kilisesi’nden geriye kalan tek bölüm. Bu kilise, şehrin veba salgınından mucizevi biçimde kurtulmasına şükran göstergesi olarak 15. yüzyılda inşa edilmiş. Mimari açıdan en ayırt edici özelliği ise alışılmış bir çan kulesi yerine dikkat çekici mavi bir saate sahip olması.
💡 İpucu: Sıcak yaz günlerinde taş Belediye Locası, herkesin aradığı o güzel serinliği sunuyor. Bir süre oturup dinlenmek ve bu özel tarihi meydanın büyüleyici havasını içinize çekmek için harika bir yer.

7. Kuzey ve güney şehir kapıları
Eskiden şehrin tamamı kalın savunma surlarıyla çevriliydi ve yalnızca sıkı korunan iki girişten içeri girilebiliyordu. Kuzeyde, ana kara yönünden gelirken sizi güzel Kara Kapısı karşılıyor. Bugünkü görünümü 17. yüzyıla uzanan kapının taş kemerinin üzerinde, şehrin başlıca koruyucu azizi Trogirli Aziz İoannes’in heykeli duruyor.
Dar sokaklardan geçerek şehri bir uçtan diğerine yürüyüp sahile ulaştığınızda ikinci kapıyı göreceksiniz: 16. yüzyılın sonundan kalma, biraz daha eski Deniz Kapısı. Metal aksamla güçlendirilmiş kalın ahşap kapı kanatları günümüze özgün hâliyle ulaşmış. Hemen yanında küçük bir loca da var. Burası, şehir kapıları akşam kapandıktan sonra gelen yolcuların sabahın ilk ışıklarına kadar bekleyebileceği güvenli bir sığınak olarak kullanılıyordu.
Surların günümüze kalan bölümleri, özellikle şehrin kurulu olduğu adacığın batı ve güney taraflarında görülüyor; bu kısımlar Kamerlengo Kalesi’ne bağlanıyor. İki tarihi kapı arasındaki yürüyüş, normal bir tempoyla ancak on dakika sürüyor. Bu da UNESCO listesindeki tarihi merkezin ne kadar küçük ve yürüyerek gezmeye elverişli olduğunu gösteriyor.
💡 İpucu: Kara Kapısı’ndaki özgün mimari ayrıntılara bakmayı unutmayın. Ağır demir parmaklığın aşağı indirilmesi için duvarlara açılan derin oluklar hâlâ açıkça görülüyor. Bu parmaklık, şehri istenmeyen ziyaretçilerden ve saldırganlardan koruyordu.

8. Čiovo Adası’nın plajlarında dinlenme
Taş duvarlarla çevrili tarihi merkezin içinde denize giremediğiniz için yüzme keyfi yapmak üzere şehrin biraz dışına çıkmanız gerekiyor. En kolay ulaşılabilen ve en hareketli seçenek, Trogir’in Copacabana’sı diye anılan plaj. Komşu Čiovo Adası’ndaki bu plajın asıl adı Okrug Gornji. İki kilometreden uzun çakıllı kıyı, merkezden yaklaşık üç kilometre uzakta ve boyunca onlarca plaj barı ile restoran sıralanıyor.
Yüksek sesli müzik yerine daha sakin bir ortam ve ağaçların doğal gölgesini tercih ediyorsanız ters yöne, Seget bölgesindeki Medena Plajı’na gidin. Ana kara tarafındaki üç kilometre uzunluğunda bu çakıllı plaj, mis kokulu bir çam ormanıyla çevrili. Burada pek çok su sporu, şişme oyun alanı ve küçük çocuklu aileler için çok uygun sakin köşeler bulabilirsiniz.
Doğayla baş başa kalmayı ve Adriyatik’in cam gibi suyunu sevenlere ise Čiovo Adası’nın iç taraflarına doğru gidip küçük, saklı koyları keşfetmelerini öneririz. Örneğin Duga Plajı çok güzel doğal manzaralar sunuyor. Yakınında sevilen yerel tavernalar da var; bütün günü güneş altında dinlenerek geçirirken buralarda uygun fiyatlarla lezzetli bir şeyler yiyebilirsiniz.
💡 İpucu: Yoğun yaz sezonunda ana karayı Čiovo Adası’na bağlayan köprülerde sık sık trafik sıkışıyor. Bu nedenle Okrug Gornji Plajı’na gitmenin en rahat yolu, doğrudan Riva sahilinden kalkan düzenli tekne seferlerini kullanmak. Bu tekneler güvenilir deniz taksileri gibi çalışıyor.

9. Turkuaz Mavi Lagün’e tekne turu
Dalmaçya bölgesinin en sevilen deneyimlerinden biri, yakınlardaki Mavi Lagün’e tekneyle gitmek. Burası İngilizce Blue Lagoon adıyla ve yerel adı Krknjaši ile de biliniyor. Turkuaz suyu ve açık renkli kumlu tabanıyla bu son derece sığ koy, kıyıdan yalnızca yaklaşık altı deniz mili uzakta, Drvenik Veli Adası yakınında bulunuyor. Şnorkelle yüzmek ve suyun tadını çıkarmak için tam bir cennet.
Konumu sayesinde Trogir, bu tekne gezisine başlamak için en iyi noktalardan biri. Sahil yürüyüş yolu boyunca ve Kamerlengo Kalesi’nin yanında demirlemiş onlarca tekne göreceksiniz. Yarım günlük ve tam günlük turlar sunan bu tekneler, çoğu zaman üç ada rotası da yapıyor. Bu rotalara komşu Šolta Adası’ndaki güzel balıkçı köyü Maslinica’da mola vermek de dahil oluyor.
Beyaz tabanı sayesinde lagünün suyu inanılmaz derecede berrak. Parlak renkleri, alışıldık Adriyatik kıyılarından çok Karayipler’i hatırlatıyor. Yanınıza iyi bir şnorkel takımı almayı unutmayın. Suyun altında küçük balık sürülerini, yengeçleri ve çeşitli deniz canlılarını kendi doğal ortamlarında izleyebilirsiniz.
💡 İpucu: Mavi Lagün turlarını önceden internetten, örneğin güvenilir GetYourGuide üzerinden ayırtabilirsiniz; bunu yapmanızı da öneririz. Böylece yoğun yaz aylarında teknedeki yerinizi garantiye alırsınız. Çoğu zaman güneş altında ısınmış liman iskelesinde uzun uzun pazarlık yapmaya kıyasla daha iyi bir fiyat da bulabilirsiniz.

10. Dalmaçya mutfağını keşfetme
Romantik ışıklarla aydınlanan dar taş sokaklara gizlenmiş geleneksel Dalmaçya konobalarından en az birinde yemek yemeden dönmek büyük kayıp olur. Dalmaçya mutfağının temelinde çok kaliteli zeytinyağı, taze sebzeler ve mis kokulu otlar var. Bu nedenle daha hafif yemekler arıyorsanız veya et yemeyi pek sevmiyorsanız da burada pek çok lezzetli seçenek bulabilirsiniz.
Et ve balık sevenler için olgunlaştırılmış pršut (domuz eti), geleneksel dana eti yemeği pašticada ve taze ızgara balıklar klasik yerel lezzetler. Vejetaryenleri de gerçek bir lezzet cenneti bekliyor. Nefis kremalı risottoları ve yakınlardaki İstria’dan gelen taze siyah trüflerle hazırlanan ev yapımı makarnaları tatmanızı öneririz. Pag Adası’nın ünlü peynirlerini veya sade ama kusursuz hazırlanmış ızgara sebzeleri de deneyin. Yerel güneşte yetişen sebzelerin tadı gerçekten harika.
Şehrin en yüksek puan alan restoranlarından biri, ünlü Michelin rehberine de girmiş olan Konoba TRS. Talep ederseniz burada sizin için özenle ve memnuniyetle nefis etsiz ya da glutensiz yemekler hazırlıyorlar. Sevilen ve güvenilir bir diğer adres Konoba Fortin. Hoş atmosferi, gölgeli açık hava terası ve lezzetli yemeklerden oluşan geniş seçkisiyle güzel bir seçenek.
💡 İpucu: Deniz kıyısındaki ana Riva yürüyüş yolu üzerindeki restoranlar genellikle belirgin biçimde daha pahalı ve çoğu zaman turistlere hızlı servis vermeye odaklanıyor. Daha özgün bir atmosfer, daha özenli ilgi ve daha uygun fiyatlar için tarihi surların yakınındaki ara sokaklara doğru ilerleyin.

11. Aziz Dominikus ve Aziz Nikolaos manastırları
Yüzyıllık tarihin hissedildiği, hareketli sokaklardan uzaklaşabileceğiniz sessiz ve sakin yerleri seviyorsanız şehrin dini yapılarına mutlaka zaman ayırın. Sahilde, kaleye kısa mesafede 14. yüzyıldan kalma Aziz Dominikus Manastırı var. Sade ama çok etkileyici iç mekânı ve güzel boyalı ahşap tavanıyla dikkatinizi çekecek. Ancak asıl tarihi hazine, biraz daha ilerideki sokaklarda, Benedikten rahibelerin Aziz Nikolaos Manastırı’nda saklı.
Buradaki rahibeler, tanrı Kairos’un değerli mermer kabartmasını özenle koruyor. Kairos, Antik Yunan’da doğru anın ve fırsatın tanrısı. Bu etkileyici eser, MÖ 3. yüzyıldan kalma ve şehrin Tragurion adıyla anıldığı ilk Yunan yerleşimi döneminin en değerli kalıntılarından biri.
Efsaneye göre Kairos’un ayaklarında kanatlar var ve inanılmaz bir hızla uçuyor. Onu saçından yakalamak, hayatta önünüze çıkan fırsatı yakalamak anlamına geliyor. Bu yüzden antik dönemin bu özel simgesi, bugün şehrin gayriresmî maskotu sayılıyor. Eski merkezde yürürken küçük takılardan el boyaması seramiklere kadar pek çok yerel hediyelik eşyada onun tasvirini mutlaka göreceksiniz.
💡 İpucu: Aziz Nikolaos Manastırı’ndaki koleksiyon oldukça küçük, ancak antik tarih meraklıları için mutlaka görülmeli. Küçük sergi salonuna giriş yalnızca birkaç euro tutuyor. Üstelik sıcak günlerde burada güzelce serinleyebilirsiniz.

12. Antik Salona ve Klis Kalesi
Şehri iyice gezdikten sonra, başka tarihi hazinelerle dolu yakın çevreye yarım günlük kısa bir gezi yapmayı düşünün. Günümüzdeki Solin şehri yakınlarında bulunan etkileyici antik Salona kalıntıları, arabayla yaklaşık yirmi dakika uzaklıkta. Burası bir zamanlar Roma’nın Dalmaçya eyaletinin başkentiydi ve tam on beş bin seyirci alabilen büyük bir amfitiyatrosu vardı. Antik tapınakların, eski hamamların ve erken Hristiyanlık dönemi bazilikalarının kalıntıları arasında yürümek, zamanda geriye yapılan büyüleyici bir yolculuk gibi.
Turist sayısı belirgin biçimde daha az olduğu için tarihi kalıntıları tam bir sakinlik içinde gezebilirsiniz. Hırvatistan’ın büyük tatil beldelerinde alıştığınız kalabalıklar burada yok. Bu çok geniş arkeoloji parkının giriş ücreti yaklaşık 10 euro; bütün gezi de yaklaşık iki saat sürüyor.
Salona gezisini, yakınlardaki dağ kalesi Klis ziyaretiyle kolayca birleştirebilirsiniz. Kale, Split’in üzerindeki dik kayalığın tepesinde görkemli biçimde yükseliyor. Bu etkileyici Orta Çağ yapısı, Game of Thrones dizisi sayesinde dünya çapında büyük ün kazandı. Dizide hayali Meereen şehrini temsil ediyordu. Kaleye giriş de yaklaşık 10 euro. Üstelik buradan, Dalmaçya kıyılarının ve çevredeki adaların muhtemelen en güzel manzaralarını göreceksiniz.
💡 İpucu: Salona’nın alanı gerçekten çok geniş ve neredeyse hiç doğal gölge yok. Sıcak yaz aylarında gidecekseniz yanınıza yeterince içme suyu ve şapka alın. Mümkünse sabah, açılış saatinin hemen ardından gelin.

Trogir çevresinde gezilecek yerler
Kıyının ortasındaki avantajlı konumu sayesinde Trogir, Hırvatistan’ın diğer güzelliklerini keşfetmek için harika bir başlangıç noktası. Gezinizin devamı için fikir arıyorsanız, bol önerili kapsamlı Hırvatistan’da nerede tatil yapılır? rehberimize mutlaka göz atın.
Hemen yakınınızda, eşsiz Diocletianus Sarayı’yla hareketli Split sizi bekliyor. Trogir’den buraya hem otobüsle hem de tekneyle rahatça ulaşabilirsiniz. Doğayı tercih ediyorsanız kuzeybatıdaki güzel Krka Milli Parkı‘na gitmenizi öneririz. Burada gürül gürül akan Skradinski buk şelalelerinin çevresindeki ahşap yürüyüş yollarında gezebilirsiniz.
Kuzeye doğru yol alırken etkileyici taş katedraliyle tarihi Šibenik şehrinde mola vermeye kesinlikle değer. Ya da biraz daha ilerleyip güzel Zadar‘ın ünlü Deniz Orgu’nu dinleyebilirsiniz. Kalacağınız yeri henüz seçmediyseniz denenmiş Hırvatistan konaklama önerilerimize de bakın.

Trogir, Game of Thrones dizisinde ticaret şehri Qarth olarak da karşımıza çıktı. Çekim yerleri ilginizi çekiyorsa Game of Thrones çekim yerlerini kapsayan gezi rotamıza göz atın.
🚗 Reklam · Seyahatte araç kiralamaHırvatistan'da kiralık onaylı araçlarDiscoverCars fiyat karşılaştırma sitesini kullanın: onlarca yerel ve uluslararası araç kiralama firmasının fiyatlarını karşılaştırır, rezervasyonların çoğunu da ücretsiz iptal edebilirsiniz.
Hırvatistan'da araç fiyatlarını karşılaştırın →Sık sorulan sorular
En iyi park yeri neresi?
Adacıktaki tarihi merkeze tüm araçların girişi kesinlikle yasaktır. En iyisi, ahşap köprünün hemen karşısında, anakara tarafındaki büyük ücretli otoparkları kullanmaktır – örneğin popüler Travarica otoparkı gibi. Fiyatlar yaz sezonunun yoğun dönemlerinde saati 3,5 ila 4 € civarındadır ve günlük park ücreti yaklaşık 35-40 € tutmaktadır. Otopark otomatlarında hem nakit hem de kredi kartıyla rahatlıkla ödeme yapabilirsiniz.
Split havalimanından Trogir’e nasıl gidebilirim?
Havalimanından ulaşım son derece kolay, ucuz ve çok hızlıdır. Havalimanı terminalinden doğrudan Promet Split tarafından işletilen yerel 37 numaralı otobüs kalkmakta ve sizi yaklaşık on dakikada Trogir otogarına götürmektedir. Tek yön bilet 2,50 € tutmaktadır ve yoğun saatlerde yirmi dakikada bir sefer yapılmaktadır – sabahın erken saatlerinden gece saat 23:45’e kadar.
Şehri gezmek için ne kadar zaman gerekir?
UNESCO tarafından korunan tarihi merkez gerçekten çok küçük ve oldukça kompakttır. Tüm sokaklarda rahat bir yürüyüş ve ana görülecek yerleri dışarıdan görmek için iki ila üç saat yeterli olacaktır. Ancak katedralin içini gezmeyi, çan kulesine çıkmayı, yerel geleneksel lokantalarda öğle yemeği yemeyi ve sahil promenadında öğleden sonra kahve içmeyi planlıyorsanız, ziyaret için rahat bir yarım gün ayırın.
Merkezde kredi kartıyla ödeme yapılabilir mi?
Düzgün restoranların, otellerin ve büyük hediyelik eşya dükkanlarının çoğu artık kredi kartı kabul etmektedir. Ancak pazarlarda küçük hediyelik eşyalar, promenatta dondurma ya da küçük taksi teknelere bilet alımları için yanınızda her zaman euro nakit bulundurun. Küçük yerel satıcılar genellikle ödeme terminaline sahip değildir ve tamamen nakit ödemeye güvenmektedir.
En yakın güzel plajlar nerede?
Ne yazık ki eski şehrin tarihi surlarının hemen yanında yüzemezsiniz. En popüler seçenek, komşu Čiovo adasındaki iki kilometreden uzun çakıllı Okrug Gornji plajıdır – merkezden yürüyerek ya da daha da iyisi hızlı bir taksi tekneyle kolayca ulaşabilirsiniz. Bir diğer harika plaj alternatifi ise Seget yönünde anakara tarafındaki, çam ağaçlarının hoş doğal gölgesi sunan geniş Medena plajıdır.
Musluk suyu içilebilir mi?
Evet, şebeke suyu burada, tıpkı Hırvatistan’ın geri kalanında olduğu gibi, tamamen güvenli ve sorunsuzca içilebilirdir. Tatil süresince gereksiz yere para harcayıp ağır plastik şişe su satın almanıza hiç gerek yoktur. Yanınızda yeniden kullanılabilir bir şişe getirmeniz ve taze suyu konaklamanızda doldurmanız yeterli olacaktır.
Anıtları gezmek için en iyi zaman ne zaman?
Katedralde uzun kuyruklar ve dar sokaklarda rahatsız edici kalabalıktan kaçınmak istiyorsanız, sabahın erken saatlerinde saat 8 ile 10 arasında şehir gezisine çıkın. Saat 10’da büyük tur otobüsleri ve komşu Split’ten grup gezi tekneleri yoğun şekilde gelmeye başlamakta ve şehir geç öğleden sonraya kadar oldukça kalabalıklaşmaktadır.
